|
Uzun zamandır meclis oturumlarında pek rastlayamamıştık mebuslarımızın birbirleriyle kavga etmelerine. Arada bir iki mebus arasında çıkan ağız dalaşları veya ender görülen kürsüye hareketlilik dışında son yılların en sakin meclis oturumlarını izler olmuştuk TV ekranlarından.
Hatta bu geçen süre zarfında bir iki kez Tayvan meclisinde, bir kez Kore meclisinde, bir kez de yine uzak doğudan ama hangi ülkeden hatırlayamadığım, fakat kavgaların en sıkısını izleyebilmiştim de, hasret gidermiştim.
Gençliğimde gazeteci iken çoğu kez meclis oturumlarını izlerdim. Meclis muhabiri olmamama rağmen işlerimden vakit buldukça ANKA Haber Ajansı’nın meclisi izlemekle görevli muhabirlerinin peşine takılır, Meclise gider, kulise dalar, oturumları izler ve her Pazar günü hazırladığımız Cumhuriyet gazetesinin arka sayfasındaki Ankara – Anka dedikodularına malzeme çıkartmaya çalışırdım. Hele Bütçe görüşmeleri sırasında, ekonomi muhabiri olduğum için zaten meclise gitmek zorundaydım, Derya Sazak’ın peşine takılır gece geç saatlere kadar komisyon çalışmalarını izlerdim.
O zamanki hedeflerimden biri de milletvekili olmak ve Bütçe Plan Komisyonu Başkanlığı yapmaktı. Başkana çok imrenirdim, çünkü değil ülkenin, neredeyse tüm dünyanın iktisadi verileri elinin altındaydı. Türkiye ekonomisini en iyi izleyen ve gözleyen oydu.
Meclis maceralarım sırasında çok atışmaya, çok itişip kakışmaya, çok da sonucu karşısındakini yaralamaya dönük kavgaya şahit olmuşumdur. Gazetecilik refleksi ile biz kulise çıkan kavga mağdurlarının hemen üzerine çullanır ve kavgaya dönük ‘intibalarını’ almaya çalışırdık. Vekiller neredeyse bir sopa da bizden yiyecek hale gelirlerdi. Onlarla işimiz bitince bu kez ‘saldıran’ vekillerimize yönelir onları konuşturmaya, zaten sinirli bir ruh hali içinde olduklarını bildiğimiz zavallı vekillerimizden koparabildiğimiz kadar politik gaf kopartmaya çalışırdık. Çoğu kez de başarılı olmuşuzdur.
Bakıyorum da son zamanların meclislerinde böyle babayiğit vekiller pek yok gibi geliyor bana. Mesela so kavgada Sağlık Bakanımıza bakınız. Tüy siklet bir vekil. Karşısındaki de eski Sağlık Bakanı. Yani politik ağırlıkları eşit ama eskisi yenisinden çok daha güçlü ve yapılı duruyor. Ortada bir siklet dengesizliği var. Ayrıca ikisi de doktor, hatta yenisi Profesör Doktor, yani bilim adamı. Birinin AKP’li, diğerinin MHP’li olmasını bir yana koyun, yakın geçmişte birinin Domuz Gribi aşısının fanatik yandaşı, ötekinin ise azılı karşıtı olduğunu da biliyoruz.
Bu iki karşıt görüşlü yiğit karşı karşıya gelince ve hele kilo açısından zayıf olanının ceketini fora etmeye giriştiğini görünce ortalığın toz duman olacağını bekledim, ama heyhat, sadece iki çift laf ile yetinmek zorunda kaldım. Biri diğerine ‘Terbiyesiz, yalancı’ dedi, öteki de ‘terbiyesiz babandır’ diye hatırlattı pederini. ‘Gel ulan, gel buraya’ sözleriyle tam cenk başlayacakken ne yazık ki devlet bakanları – ne de olsa devlete bakıyorlar – araya girdiler ve temeli aşı polemiğine dayanan sağlık bakanları düellosunu önlediler.
Benzer olay Kore veya Tayvan meclisinde olsa ilk yumrukları ayıranlar yer, daha sonra onlarda kavgaya karışır, sıralardan aşağı yuvarlanmacasına müthiş bir savaş verirlerdi. Bizde ise ayırmaya çalışanlardan birinin yumruk ve kafa darbelerinden parmağı ve gözlüğü kırıldı. Yine araya girmeye çalışan bir vekilimiz kriz geçirdi. Sadece bir vekilimiz kafa darbesi, bir diğeri de yumruk darbesi aldı. Kravatı sıkılarak boğulmaya çalışılan vekil sayısı da biri geçemedi.
Benim doğum günüm 23 Nisan’da kuruluşunun 90. yılını kutlayacak Türkiye Büyük Millet Meclisi’mizin sergilediği son kavga performansı diğer kavgacı meclislere göre oldukça sönük geçti. Eminim uzak doğu ülkelerinin hiçbirinin TV’sinde küçük bir haber dahi olamaz.
Şaka bir yana, ben bu görüntülerden hiç de rahatsız olmuyorum. Kimileri ‘milletin vekillerinin birbirleriyle kavga etmeleri halkın iradesini yansıtan Meclise hiç yakışmadı’ diyor, ama bana göre hiç de öyle değil. Bir kere olay kamuoyuna sunulurken yanlış terminoloji kullanılıyor. Bu arkadaşlar ne milletin vekilleri, ne de Meclis halkın iradesini yansıtıyor.
Bana göre Erdoğan’ın seçtikleri ile Bahçeli’nin seçtikleri kavgaya tutuştu, bu arada Baykal’ın seçtikleri de onları seyre daldı. Ne kavga edenleri, ne de diğerlerinin büyük çoğunluğunu halk seçmedi ki. Hangisi parti teşkilatında yetişip kendini halka sevdirip, onlarla bütünleşip, bir ön seçimi kazanıp sonra da milletvekili adayı olup oy istedi bizden? Halkın meclise göndermek istediğini Parti teşkilatı istemez, onun istediğini Parti Merkezi veto eder, sonunda Parti lideri kendi insiyatifi ile belirlediği adaylardan liste yapıp halkın karşısına koyar. Halk da çaresiz oy verir. Dolayısı ile seçilenler milletin değil liderin vekilleridir. Meclis de hiçbir zaman halkın hür iradesini yansıtmaz.
Bize özgü demokrasi işte budur. Ben kendi namıma Türkiye’de Seçim kanunları ve Siyasi Partiler Kanunu değişmediği, demokratik bir seçmen ve seçilen platformu oluşturulmadığı sürece, cezası neyse razı gelerek, genel seçimlerde oy kullanmayacağım. Üç seçimdir kullanmadım. Dolayısı ile üç seçim dönemi meclisinde benim vekilim yoktur.
Lider sultası sürdükçe, vekiller sadece sayılarıyla var oldukça ve yüzde on gibi akıl almaz bir seçim barajı kaldırılmadıkça daha çok kavgalar olur Meclis’te.
Ben de seyrederim…
04 Şubat 2010 - Bodrum
|